Habergold
Dunyatimes

E-mail

Abdulvahap Filiz

Son günlerde arka arkaya ziyaret ettiğim Kuzey Afrika ülkeleri ve Ortadoğuda gördüklerim beni ziyadesiyle heyacanlandırdı… Bir yandan sömürgeci batı zihniyeti bölgede yokluğa yelken açarken, bir taraftan da, yerli halkın uyanışına tanık oldum. Özellikle Afrika ve Ortadoğuda çıkarları kaybolan batı, adım adım geri çekiliyor. Tanzanya’dan ya da Çad’ dan sömürdüklerini kendi halkına "sağlık”ya da"diş sigortsı”olarak dağıttıklarını, verememeye başladı ve sonunda da, iptal etmek zorunda kaldı.

Tüm bunlar nasıl gelişti ve nasıl oldu?

Türkiye çok gelişiyor. Türkiye de bir yandan ölçekler büyürken, bir yandan da küçük ölçekli firmalar, Türkiye de yaşam mücadelesi veriyorlar.Ekonomik ölçeği yakalayamayanlar, Türkiye de ayakta kalamıyorlar. Bu noktada onların bir yurt dışında, yeni pazarlara açılmaya ihtiyacları var.

Şimdi düşünün, on ya da yirmi yıllık bir suni orman düşününüz, bu orman koru ormanı ve hızlı büyüyen bir orman, hepimizin çevresinde vardır ve görmüştür. Hızlı büyüyen bu ormanlar daha sonra aniden büyüme hızları kesilerek yavaşlarlar… Neden kökleri birbirine girdi, yukarıdan da dalları birbirine girdi. Aşağıdan gıda alamıyorlar, yukarıdan güneş alamıyorlar, oksijen üretemiyorlar ve öylece kala kaldılar…

Peki, böyle devam ederse, sonra ne olacak? Zayıf olanlar arada ölecekler, büyük olanlar onların yerlerine, kökleri iterek geçecekler. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Peki bunları öldürmemenin yolu var mı? Var. Bunları seyreltmek lazım değil mi? Nasıl seyreltiliyor? Aradakileri, makinaları ile veya ekipmanları ile, köklerinden alıp daha geniş bir yere dikerek. Yeni dikilenler kendi yerinde büyürken, yerinde kalanlarda orada gelişerek büyüyorlar. İşte Türkiye de böyle bir ihtiyac hasıl oldu.Son günlerde dünyada büyük bir ekonomik dönüşüm oldu. Ölçekler çok artı, kalite çok yükseldi.Eskiden, bir ayda, beş ya da on yatak takımı, ya da oturma grubu üreten mobilyacı o bölgenin, en önde, parmakla gösterilen sanayicisiydi. Ama, şimdi ölçekler öyle büyük, öyle büyük markalar çıktı. Öyle büyük entekrasyona gidildi ki, artık bugün ayakta kalamıyorlar. Bu dönüşümü zamanında da yapamadıkları için; şu noktada ya işi terkedecekler, ya da bekleyip mücadele ederek, vuruşarak ölecekler…

Bir üçüncü altarnatif de,bunların kendi ölçeklerini ve kendi sanatlarının halen geçerli olduğu ülkelere bunları taşımak.İşte başbakanın deyimi ile, "Anadolu aslanları mı” dersin, yoksa "Anadolu kaplanları mı” dersin, ne dersen de, halkla bütünleşmiş, paylaşımcı, "yukarıdan oluşan değil, tabandan yukarı doğru gelen Sivil Toplum Kuruluşu, TUSKON, Anadolu girişimcisinin imdadına hızır gibi yetişdi.

Türkiye de80ilde ve büyük ilçelerde dernekleri bulunan, üye sayısı 40 bini aşan, gönüllü girişimciliği ile kalpleri fetheden, maddeye ruh yükleyen bir analyışla,Necip Fazıl’ın ifadesi ile;" Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa”mantığını asrımızda, toprağa gömen,ekonomideki adaletli paylaşımı dünyaya gösterirken, ekonomide yepyeni bir çığır açmıştır.

Kısa zamanda, hedeflerini belirleyerek, yurt dışındaki, gönüllüleri ile işbirliği yaparak, Türk yatırımcılarına büyük kolaylıklar sağlamıştır. Hiçbir şekilde, devlet kanalı ya da resmi olarak yapılan bir ticari girişim, gönüllü girişimcilerinki gibi olmamıştır. Hep resmiyette kalmıştır.

Bu günTUSKON"Üretmeyi bilen, fakat satmayı bilmeyen”Türk girişimcilerine, satış yapmayı öğretirken, bir yandan da onlara dünyada yeni pazarlar bularak, bu girişimcilerin dünya’ya açılmalarına sebeb olmaktadır. Bu vesileyle, kendine güven gelen Anadolu girişimcileri,TUSKON’un önderliğinde büyümeye ve yol almaya başlamıştır.

Abdulvahap Filiz

Üretmeyi biliyoruz, satmayı bilmiyoruz… Eyl 09 2013
Son günlerde arka arkaya ziyaret ettiğim Kuzey Afrika ülkeleri ve Ortadoğuda gördüklerim beni ziyadesiyle heyacanlandırdı…
YUKARI